BörüTürk ekranlarında yayınlanan “Bilene Sor” programında Mahmut Yayla’nın konuğu olan ilahiyatçı İsmet Gödel, İslam hukukunu sadece ibadet çerçevesine sıkıştıran anlayışa sert bir dille karşı çıkarak, dinin hem bireysel hem de toplumsal hayatı düzenleyen kapsamlı bir adalet sistemi olduğunu vurguladı.
Yayla’nın yönelttiği sorular üzerinden ilerleyen programda özellikle emek, helal-haram dengesi ve kul hakkı konuları ön plana çıkarken, Gödel’in ifadeleri zaman zaman sert eleştiriler ve çarpıcı benzetmelerle dikkat çekti.
“HELAL-HARAM ÇİZGİSİ SİLİNİRSE TOPLUMUN DENGESİ ÇÖKER”
Gödel, İslam’ın insan hayatını dünya ve ahiret dengesi üzerine kurduğunu ifade ederek, bu dengenin bozulmasının sadece bireysel değil toplumsal bir çöküşü de beraberinde getireceğini söyledi. İnsan hayatını bir kuşun iki kanadına benzeten Gödel, helal ve haram sınırlarının hayatın her alanına yön verdiğini belirterek, bu sınırlar gözetilmediğinde ibadetin bile anlamını yitirebileceğini dile getirdi. Ona göre İslam’da günlük yaşamın sıradan görünen her alanı bile niyet ve sorumluluk bilinciyle ibadete dönüşebilirken, bu bilinç kaybolduğunda toplumun ahlaki zemini de zayıflamaktadır.
“İLİM MECLİSİ Mİ, EĞLENCE KÜLTÜRÜ MÜ?” ELEŞTİRİSİ
Programda modern insanın yaşam tercihleri de ele alınırken Gödel, ilim ve bilgi ortamlarının giderek geri plana itildiğini, bunun yerine eğlence ve vakit öldürmeye dayalı kültürel alanların ön plana çıktığını ifade etti. İlim meclislerinde bulunmanın manevi değerine dikkat çeken Gödel, bu tür ortamların sadece bilgi değil aynı zamanda ahlaki bilinç kazandırdığını belirterek, buna rağmen toplumun önemli bir kısmının bu alanlardan uzaklaştığını söyledi. Ona göre bu yöneliş, bireysel gelişimin zayıflamasına ve toplumsal farkındalığın azalmasına neden olmaktadır.
“İŞÇİNİN TERİ KURUMADAN HAKKI VERİLMELİDİR” — SERT SOSYAL ADALET VURGUSU
Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri çalışma hayatı ve işçi hakları üzerine yapılan değerlendirmeler oldu. Gödel, İslam hukukuna göre emekçinin hakkının ertelenmesinin veya eksik verilmesinin açık bir zulüm olduğunu ifade ederek, işveren ile çalışan arasındaki ilişkinin adalet ve karşılıklı sorumluluk üzerine kurulması gerektiğini vurguladı. “Çalıştırdığınız işçinin teri kurumadan hakkını verin” hadisini hatırlatan Gödel, bu ilkenin sadece ahlaki bir öğüt değil, aynı zamanda toplumsal düzeni koruyan temel bir hukuk prensibi olduğunu söyledi.
TARİHTEN ADALET ÖRNEKLERİ: HZ. ÖMER VE OSMANLI KADI SİSTEMİ
Gödel, İslam tarihinden örnekler vererek adalet anlayışının teoride kalmadığını, pratikte de güçlü bir şekilde uygulandığını ifade etti. Hz. Ömer’in devlet malına karşı gösterdiği hassasiyetin ve Osmanlı kadı sisteminde en güçlü makamların bile yargı önünde eşit kabul edilmesinin bu anlayışın en önemli göstergeleri olduğunu belirtti. Bu örnekler üzerinden adaletin kişiye göre değişmeyen evrensel bir ilke olduğuna dikkat çeken Gödel, gerçek adaletin güçten değil hak ve hukuk ilkesinden doğduğunu ifade etti.
“KUL HAKKI EN AĞIR SORUMLULUKTUR” UYARISI
Programın final bölümünde kul hakkı konusuna özel bir vurgu yapan Gödel, toplumda en çok ihmal edilen alanın ahlaki sorumluluk olduğunu söyledi. Kul hakkının sadece bireysel bir günah değil, toplumsal güveni de doğrudan etkileyen ağır bir yük olduğunu belirten Gödel, bu konuda duyarsızlığın hem dünya düzeninde hem de ahiret inancında ciddi sonuçlar doğuracağını ifade etti. Ona göre hiçbir makam, güç veya statü kul hakkını ortadan kaldırmaz; aksine bu sorumluluğu daha da ağır hale getirir.
Programın detaylarını aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=u7gHvcxg4FM&t=2169s