Cezayir’in bazı bölgelerinde günlerdir devam eden büyük orman yangınları, geride ağır bir tablo bırakıyor. Alevler yalnızca ormanları değil; tarım alanlarını, hayvanları, yerleşim yerlerini ve insanların yıllardır emek verdiği geçim kaynaklarını da tehdit ediyor.
Özellikle Tizi Ouzou (Tizi Ouzou), Béjaïa (Béjaïa), Skikda (Skikda), Mila (Mila) ve Guelma (Guelma) çevresinde yangınların etkili olduğuna ilişkin görüntüler ve haberler, bölgedeki endişeyi büyütüyor. Akdeniz kıyısındaki turizm potansiyeli yüksek bölgelerin de yangınlardan etkilenmesi, Cezayir açısından yalnızca bir çevre felaketi değil; aynı zamanda tarım, hayvancılık ve turizm açısından ciddi bir ekonomik tehdit anlamına geliyor.
Fakat bu yangınların ortasında dikkat çeken başka bir gerçek daha var:
Cezayir halkı kendi halkına sahip çıkıyor.
Yangından uzak bölgelerde yaşayan vatandaşların, yardım konusunda adeta birbirleriyle yarıştığı görülüyor. Temel gıda maddelerinden içme suyuna, çocuk bezinden çeşitli ihtiyaç malzemelerine kadar birçok yardım malzemesi kamyonlara, konteynerlere ve vatandaşların kendi araçlarına yüklenerek yangından etkilenen bölgelere ulaştırılmaya çalışılıyor.
Bu görüntüler bize bir kez daha gösteriyor:
Devlet zor zamanlarda milletine, millet de zor zamanlarda birbirine sahip çıkar.
Ancak burada insanlığın vicdanına yöneltilmesi gereken çok önemli bir soru var:
“Böylesine büyük bir felaket karşısında dünya neden sessiz?”
Cezayir, Akdeniz’in önemli ülkelerinden biri. Yıllardır enerji kaynakları, özellikle petrol ve doğal gazı nedeniyle Avrupa ülkeleriyle güçlü ekonomik ilişkiler içerisinde.
Cezayir’in geçmişte sömürge yönetimi altında yaşadığı acılar ise tarih kitaplarında yerini koruyor. Özellikle Fransa ile Cezayir arasındaki sömürge geçmişi, iki ülkenin ilişkilerinde hâlâ önemli ve hassas bir başlık.
Bugün ise insan hakları, demokrasi ve dayanışma konusunda dünyaya ders vermeye çalışan çevrelere sormak gerekiyor:
İnsan hakları sadece siyasi çıkarların söz konusu olduğu zamanlarda mı hatırlanacak?
Bir insanın yanması, bir çocuğun evini kaybetmesi, bir çiftçinin yıllarca emek verdiği tarlasının küle dönmesi veya bir hayvanın alevlerin arasında telef olması hangi ülkenin sınırları içerisinde gerçekleşirse gerçekleşsin, insanlığın ortak acısı değil midir?
Avrupa’nın, Arap dünyasının, İslam coğrafyasının ve uluslararası kuruluşların böylesi felaketlerde daha hızlı ve görünür dayanışma göstermesi gerekmez mi?
Elbette her ülkenin yangınla mücadele kapasitesi, afet yönetimi ve yardım gönderme imkânları farklı olabilir. Ancak en azından insani dayanışmanın sesi daha güçlü çıkabilir.
Çünkü mesele Cezayir meselesi değildir.
Mesele insanlık meselesidir.
Bugün Cezayir yanıyor.
Yarın başka bir ülke, başka bir şehir, başka bir insan aynı felaketle karşı karşıya kalabilir.
Yangın sınır tanımaz.
Acı sınır tanımaz.
Merhamet de sınır tanımamalıdır.
Cezayir halkının kendi imkânlarıyla ortaya koyduğu dayanışma ise dünyaya çok önemli bir mesaj veriyor:
“Biz zor günümüzde birbirimizi yalnız bırakmayız.”
Kamyonlarına yardım malzemesi yükleyen, aracının bagajını doldurup yangın bölgesine giden, elindeki imkânı komşusuyla paylaşan Cezayir halkı belki de bugün dünyanın birçok güçlü ülkesine insanlığın ne demek olduğunu hatırlatıyor.
Ve biz gazetecilere de düşen görev, dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun, mağdurun ve felaket yaşayan insanların sesini duyurmaktır.
Bugün Cezayir’in gökyüzünü duman kaplamış olabilir.
Ama asıl soru şudur:
Dünyanın vicdanını da duman mı kapladı?
İnsan hakları söylemlerinin, demokrasi nutuklarının ve uluslararası dayanışma çağrılarının gerçek değeri, zor günlerde ortaya çıkar.
Cezayir yangını sadece ağaçları değil, insanlığın vicdanını da sınamaktadır.
Bu sınavda umarız dünya sınıfta kalmaz.

Haber: Hasan Mesut Ekmen / BörüTürk Batman İl Temsilcisi