SİYAH LASTİKLERDEN DİJİTAL DÜNYAYA: BENİM GAZETECİLİK YOLCULUĞUM « Börü Türk- Büyük Turan'ın Sesi

24 Eylül 2026 - 13:50

SİYAH LASTİKLERDEN DİJİTAL DÜNYAYA: BENİM GAZETECİLİK YOLCULUĞUM

Son Güncelleme :

24 Eylül 2026 - 15:51

SİYAH LASTİKLERDEN DİJİTAL DÜNYAYA: BENİM GAZETECİLİK YOLCULUĞUM

Gazetecilik benim için hiçbir zaman sadece haber yazmak olmadı.
Ben gazeteciliğe 17 yaşında, 1977 yılında, Siirt’in Kurtalan ilçesinde başladım.
O yıllarda gazetecilik bugünkü gibi değildi.
Ne elimizde internet vardı ne bilgisayar…
Ne son model fotoğraf makineleri ne de haber merkezine anında görüntü gönderecek teknoloji…
Ama bir şey vardı:
Emek vardı.
Merak vardı.
İnsanların derdini dinleme sevdası vardı.
Kurtalan küçük bir ilçeydi. Haber de bugünkü kadar çok değildi.
Ben de “Haber yok” deyip oturmadım.
Köylere düştüm.
Ayağımda bazen siyah lastik ayakkabılar, boynumda fotoğraf makinem…
Kimi zaman 5 kilometre, kimi zaman 10 kilometre yürüyerek köy yollarına giderdim.
Yaşım küçüktü ama gazetecilik sevdam büyüktü.
Köylünün sofrasından gazeteciliğin gerçek okuluna
Bir köye girdiğimde beni tanımayan insanlar önce şaşırırdı.
“Hoş geldin, aç mısın?” derlerdi.
Ben de:
“Gazeteciyim.” derdim.
“Bir derdiniz varsa dinleyeyim, yazayım, gazeteye göndereyim.”
Önce gülerlerdi.
Sonra içlerini dökmeye başlarlardı.
Bazıları:
“Bizim okuma yazmamız yok ki… Devlet büyüktür. Biz ne isteyebiliriz?” derdi.
Ben onlara şunu anlatırdım:
“Devlet sizin sesinizi duymalı. Siz istemeyi değil, derdinizi anlatmayı düşünün. Ben de sizin sesiniz olayım.”
Sonra meseleler birer birer ortaya çıkardı.
“Yolumuz yok.”
“Okulumuz yok.”
“Çocuklarımız bizim gibi cahil kalmasın.”
İşte benim gazeteciliğim böyle başladı.
Ben haber aramıyordum.
İnsanın derdini arıyordum.
Bir fotoğrafın arkasında koca bir hikâye vardı
Bugün fotoğraf çekmek saniyeler meselesi.
O zaman öyle değildi.
Köye gittiğimde fotoğraf çekeceğimi söylediğimde insanlar hemen evlerine gider, bayramlık elbiselerini giyerlerdi.
Sonra fotoğraf makinesinin karşısına geçerlerdi.
Herkes önde olmak isterdi.
Ben de:
“Merak etmeyin, hepiniz çıkacaksınız.” derdim.
Ne kadar saf, ne kadar temiz insanlardı…
Belki ellerinde para yoktu.
Belki okuma yazmaları yoktu.
Ama sofraları vardı, gönülleri vardı, misafirperverlikleri vardı.
Bana gazeteciliğin en önemli derslerinden birini onlar öğretti:
İnsanı dinlemeden haber yapılmaz.
Gazetecilik değişti, teknoloji değişti
Yıllar geçti.
Gazetecilik de değişti.
Bugün uydu var, internet var, bilgisayar var.
Görüntüler anında geliyor.
Fotoğraflar renkli.
Haber birkaç dakika içinde binlerce insana ulaşabiliyor.
Bunların hepsi büyük imkânlar.
Ben teknolojiye karşı değilim.
Tam tersine, teknolojinin gazeteciliği kolaylaştırdığını kabul ediyorum.
Ama bir şeyi de unutmamak gerektiğine inanıyorum:
Teknoloji gazetecinin işini kolaylaştırabilir; gazetecinin vicdanının yerini tutamaz.
Bilgisayar haber yazabilir.
Ama köylünün gözündeki umudu okuyamaz.
Fotoğraf makinesi görüntüyü kaydedebilir.
Ama o görüntünün arkasındaki hikâyeyi anlayamaz.
İnternet haberi hızlandırabilir.
Ama gazetecinin sahada yürüdüğü 10 kilometrenin emeğini ortadan kaldıramaz.
Ben hâlâ kaleme ve emeğe inanıyorum
Yıllar içerisinde birçok haber ajansıyla çalıştım.
Haberlerim yayınlandı.
Köşe yazılarım yayınlandı.
Bazıları yayınlanmadı.
Bazen günlerce verdiğim emek karşılığını bulmadı.
Ama ben gazetecilikten vazgeçmedim.
Çünkü benim için gazetecilik bir kazanç kapısından önce bir gönül meselesiydi.
Sonra hayatımda önemli bir insan çıktı karşıma:
Erdal Orhan.
Kendisinden çok yardım ve destek gördüm.
Allah razı olsun.
Ardından Mahmut Yayla ile tanıştım.
İşte burada benim için başka bir dönem başladı.
Börü Türk’te emeğin değerini buldum
Mahmut Yayla ile yaklaşık üç ay birlikte çalıştık.
Onu tanıdıkça şunu gördüm:
Ulusal basında ve yayın kuruluşlarında çalışmış, mesleğin tecrübesini yaşamış bir gazeteci…
Ama bütün bunların yanında son derece mütevazı, cana yakın ve emeğin değerini bilen bir insan.
Benim aradığım da tam olarak buydu.
Çünkü gazetecilikte sadece haber üretmek yetmez.
Emeğe saygı göstermek gerekir.
Bir gazetecinin çektiği fotoğrafın arkasında belki kilometrelerce yol vardır.
Bir haberin arkasında belki saatlerce süren bir araştırma vardır.
Bir köşe yazısının arkasında yılların birikimi vardır.
Mahmut Yayla’nın en önemli taraflarından birinin de bunu görmesi olduğunu düşünüyorum.
Bana güvendi.
Ve bu güvenin sonucunda BörüTürk Medya Batman İl Temsilciliği görevini verdi.
Yetki belgemi, basın kartımı ve görevimle ilgili belgelerimi de herhangi bir ücret talep etmeden gönderdi.
Ben bunu sadece bir görev olarak görmedim.
Bir güven emaneti olarak gördüm.
Asıl mesele isim değil, güven
Bugün BörüTürk çatısı altında yazıyorsam bunun benim için anlamı sadece bir medya adı değildir.
BörüTürk benim için;
emeğe saygı,
gazeteciye güven,
sahaya değer vermek,
insanın sesini duyurmak
demektir.
Ben 1977’de siyah lastik ayakkabılarımla köy yollarında yürürken neyin peşindeysem, bugün bilgisayarın başında da onun peşindeyim:
Doğru haberin.
İnsanın sesinin.
Hakkaniyetin.
Gerçeğin.
Yıllar geçti, ayakkabılar değişti.
Fotoğraf makineleri değişti.
Gazeteler değişti.
Teknoloji değişti.
Ama benim gazetecilik anlayışım değişmedi.
Çünkü ben gazeteciliği masa başında değil, köy yollarında öğrendim.
Ve o köylerde bana gazeteciliğin en büyük sırrını öğreten insanları hiç unutmadım:
Gazetecilik, insanın sesini duyurma mesleğidir.
Son söz: 17 yaşındaki gazeteci hâlâ içimde
Bugün geriye dönüp baktığımda 17 yaşındaki o çocuğu görüyorum.
Ayağında siyah lastik ayakkabılar…
Boynunda fotoğraf makinesi…
Önünde kilometrelerce köy yolu…
Ve içinde tek bir düşünce:
“İnsanların derdi varsa ben onu yazacağım.”
Aradan yıllar geçti.
Bugün teknoloji elimizin altında.
Ama ben o çocuğu hâlâ kaybetmedim.
Çünkü gazeteciliğin gerçek sermayesi bilgisayar değil;
vicdandır.
Gerçek gücü makam değil;
güvendir.
Gerçek değeri hız değil;
emektir.
Ve gerçek gazeteci, kendisini değil haberini ve insanın sesini öne çıkarandır.
Bugün BörüTürk çatısı altında yoluma devam ederken, bana güvenen Mahmut Yayla’ya, bugüne kadar emeğime destek olan herkese teşekkür ediyorum.
Allah herkesten razı olsun.
Ben yine yazacağım.
Yine sahaya çıkacağım.
Yine insanların sesini duyurmaya çalışacağım.
Çünkü benim gazeteciliğim bir meslekten önce bir emanettir.
1977’de Kurtalan’ın köy yollarında başlayan yolculuğum, bugün Batman’da BörüTürk’ün kalemiyle devam ediyor.
Ve ben hâlâ aynı şeyi söylüyorum:
“Bir insanın derdi varsa, gazetecinin işi onu dinlemektir.”
Kalemimiz doğruyu yazsın, emeğimiz boşa gitmesin, insanımızın sesi duyulsun.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Veri alınamadı.