Filistin’e bakıyorum…
Bir tarafta enkazların arasında evladını arayan anne, diğer tarafta açlıktan bitkin düşmüş çocuklar…
Bir hastanede ilaç bekleyen yaralılar…
Bir başka yerde toprağa verilen küçücük bedenler…
Ve dünyanın dört bir yanında yükselen sloganlar:
“Filistin’e özgürlük!”
Meydanlar doluyor, yürüyüşler yapılıyor, protestolar düzenleniyor. Televizyonlar Filistin’deki acı görüntüleri yayınlıyor. Sosyal medya bebeklerin, çocukların ve annelerin fotoğraflarıyla doluyor.
İnsanların yüreği yanıyor.
Bir iki gözyaşı dökülüyor.
Sonra?
Herkes kendi hayatına dönüyor.
Ama Gazze’de hayat normale dönmüyor.
Bombalar patlamaya devam ediyor.
Çocuklar ölmeye devam ediyor.
Açlık, hastalık ve çaresizlik devam ediyor.
İşte benim asıl sorum burada başlıyor:
BU PROTESTOLAR İSRAİL’İ DURDURUYOR MU?
Durduruyorsa neden bombalar hâlâ düşüyor?
Durdurmuyorsa milyonlarca insanın meydanlarda toplanması neden somut bir siyasi sonuca dönüşmüyor?
Elbette insanların protesto hakkı vardır.
Elbette vicdanların ayağa kalkması değerlidir.
Ama sadece fotoğraf paylaşarak, slogan atarak ve bir gün ağlayıp ertesi gün unutmakla savaş bitmiyor.
Çünkü savaşları sadece duygular değil, siyasi irade ve uluslararası güç dengeleri durdurur.
AVRUPA’YA DA SORUYORUM
Avrupa dünyaya sürekli insan haklarını, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü anlatıyor.
Peki Filistinli çocukların hakkı insan hakkı değil mi?
Bir çocuğun yaşam hakkı Avrupa’da başka, Gazze’de başka mı?
Bir tarafta İsrail hükümetine yönelik eleştiriler yükselirken, diğer tarafta İsrail’in askeri kapasitesini destekleyen ülkeler ve savunma ilişkileri devam edebiliyor.
Burada dünyanın sorması gereken çok basit bir soru var:
İnsan hakları sadece güçlülerin işine geldiğinde hatırlanan bir kavram mı?
Ben bunu anlamakta zorlanıyorum.
Çünkü insan hakkı evrenselse, Filistinli çocuğun hakkı da evrenseldir.
NETANYAHU’YA SÖZ SÖYLEMEK YETİYOR MU?
İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında dünyanın birçok yerinde ağır eleştiriler yapılıyor.
Peki sadece konuşmak neyi değiştiriyor?
Bir lideri eleştirmek kolaydır.
Asıl mesele, yanlış bulduğunuz politikayı değiştirecek somut siyasi ve diplomatik iradeyi ortaya koyabilmektir.
Söz çok.
Açıklama çok.
Kınama çok.
Ama Filistin’de acı hâlâ çok.
Demek ki bir yerde yöntemimizi yeniden düşünmemiz gerekiyor.
PEKİ MÜSLÜMAN DÜNYA NEREDE?
Şimdi gelelim bizi daha çok düşündürmesi gereken yere…
Müslüman ülkelerin bir kısmı kendi içinde siyasi, mezhepsel ve ekonomik mücadelelerle boğuşurken, Filistin’de masum insanlar ölüyor.
Aynı ümmetin çocukları birbirine silah doğrultabiliyor.
Aynı coğrafyanın insanları birbirini düşman görebiliyor.
Sonra da Filistin için birlikten söz ediyoruz.
Önce kendimize bakmamız gerekmiyor mu?
Birbirimizi parçalayarak mı güçleneceğiz?
Birbirimizin ayağına basarak mı dünyada söz sahibi olacağız?
PETROL VAR, DOĞAL GAZ VAR; PEKİ BİLİM NEREDE?
Allah birçok Müslüman ülkeye büyük yeraltı zenginlikleri vermiş.
Petrol…
Doğal gaz…
Madenler…
Enerji kaynakları…
Ama zengin olmak ile güçlü olmak aynı şey değildir.
Eğer sahip olduğunuz zenginliği bilime, teknolojiye, eğitime ve üretime dönüştüremiyorsanız, bir gün kendi paranızla başkasının teknolojisini satın almak zorunda kalırsınız.
“Paramız var, satın alırız” anlayışı bir ülkeyi geleceğe taşımaz.
Geleceği satın alamazsınız.
Geleceği üretirsiniz.
Üniversitelerinizle, bilim insanınızla, mühendisinizle, teknolojinizle, gençlerinizle üretirsiniz.
Bugün Müslüman ülkelerin en büyük eksikliklerinden biri belki de budur:
Sahip oldukları zenginliği ortak akla ve ortak teknolojiye dönüştürememek.
“BANA DOKUNMA, NE İSTERSEN YAP” MI?
Dünya siyasetinde bazı ülkeler kendi güvenliğini korumak adına sessiz kalabiliyor.
Bazen çıkarlar, vicdanın önüne geçiyor.
“Bana dokunma, ne yaparsan yap” anlayışı kısa vadede rahatlık sağlayabilir.
Ama dünyada adalet yok olursa, hiç kimse sonsuza kadar güvende kalamaz.
Bugün başkasının evine düşen bomba yarın başka bir coğrafyaya düşebilir.
Bugün başka bir çocuğun ölümünü sıradanlaştırırsanız, yarın kendi çocuğunuzun acısını anlatacak bir dünya bulamayabilirsiniz.
BİZ NE İSTİYORUZ?
Ben savaş istemiyorum.
İsrail’deki bir çocuğun ölmesini de istemiyorum.
Filistin’deki bir çocuğun ölmesini de istemiyorum.
Yahudi, Müslüman, Hristiyan…
Çocuğun dini olmaz.
Çocuğun milliyeti olmaz.
Çocuğun sadece hayatı vardır.
Benim itirazım insanlara değil, masumların ölümünü normalleştiren anlayışadır.
Benim itirazım Yahudilere değil, sivilleri hedef alan savaş politikalarınadır.
Benim itirazım herhangi bir halka değil, zulme ve çifte standardadır.
ARTIK SADECE AĞLAMAYALIM
Filistin için ağlamak kolaydır.
Fotoğraf paylaşmak kolaydır.
Slogan atmak kolaydır.
Bir lideri eleştirmek kolaydır.
Zor olan nedir?
Gerçek çözüm üretmek.
Diplomasi kurmak.
Ekonomik ve siyasi baskıyı doğru kullanmak.
Uluslararası hukuku işletmek.
İnsani yardımın önünü açmak.
Kalıcı barış için gerçek bir siyasi irade ortaya koymak.
Ve Müslüman ülkelerin kendi aralarındaki kavgalardan sıyrılıp bilimde, ekonomide, teknolojide ve diplomaside güçlü bir birliktelik kurması…
İşte asıl mesele budur.
SON SÖZ
Ben artık şu soruyu sormak istiyorum:
Filistin’in fotoğraflarına mı üzülüyoruz, yoksa Filistin’deki acıyı gerçekten bitirmek mi istiyoruz?
Çünkü bir çocuğun cansız bedeninin fotoğrafını paylaşmak vicdanımızı gösterebilir.
Ama o çocuğun ölmesini engellemek için ortaya konulan gerçek irade, insanlığımızı gösterir.
Dünya artık seyirci olmaktan çıkmalıdır.
Müslüman dünya birbirini yemeyi bırakmalıdır.
Zengin ülkeler servetlerini bilime ve teknolojiye dönüştürmelidir.
Avrupa ve Batı dünyası insan hakları söylemini bütün insanlar için aynı ölçüde savunmalıdır.
Ve uluslararası toplum, masumların ölümünü yalnızca kınamakla yetinmemelidir.
Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir:
Zulüm karşısında susmak, zulmü durdurmaz.
Bugün Filistin’de öldürülen çocukların hesabını tarih mutlaka soracaktır.
Bizim görevimiz ise sadece ağlamak değil;
adaletin, insanlığın ve barışın yanında durmaktır.
Allah Filistin’de ve dünyanın bütün savaş bölgelerinde zulüm gören masumlara yardım etsin.
Allah insanlığa akıl, vicdan ve merhamet versin.
Çünkü çocukların mezarlığı hiçbir coğrafyanın kaderi olmamalıdır.
Teşekkür ederim