Bazı haberler okunur ve geçilir.
Bazı haberler ise insanın yüreğine oturur.
Bugün bir çocuğun yaşadığı iddia edilen olay karşısında hissettiğim şey tam olarak bu: Boğazımda düğümlenen bir öfke ve vicdanımda büyüyen bir sızı…
İddiaya göre 11 yaşındaki bir çocuk, kendisinden yaşça büyük bir genç tarafından istismar edilmek istendi. Olayın tanıkları olduğunu söyleyen kişiler yaşananları anlattı, aile şikâyetçi oldu, dosya yargıya taşındı.
Ve ardından kamuoyuna yansıyan bilgiye göre savcılığın tutuklama talebine rağmen mahkeme tarafından ev hapsi kararı verildi.
Burada hepimizin kendisine sorması gereken soru şu:
Bir çocuğun korkusu ne kadar görünür olmak zorunda?
Bir çocuğun gözyaşı ne kadar akmalı?
Bir annenin yaşadığı dehşet kaç kez anlatılmalı ki toplum olarak irkilelim?
Bu mesele yalnızca bir dosya numarasından ibaret değildir.
Bu mesele, çocukların güvenliği meselesidir.
Bu mesele, ailelerin adalet duygusu meselesidir.
Bu mesele, vicdan meselesidir.
Elbette son sözü mahkemeler söyleyecek, elbette hukuk süreci tamamlanacaktır. Ancak toplumun da çocukların yanında durma sorumluluğu vardır. Çünkü çocukların korunması yalnızca ailelerin değil, hepimizin görevidir.
Bugün adı gizli tutulan o çocuğun yerinde kendi evladımızı, kardeşimizi ya da yeğenimizi düşünelim.
İşte o zaman bu olayın neden sadece bir haber olmadığını daha iyi anlayacağız.
Çocukların korkuyla değil güvenle büyüdüğü, ailelerin adalet aramak zorunda kalmadığı bir ülke hayal değil, olması gereken en temel haktır.
Ve unutmayalım:
Bir toplum, çocuklarını koruyabildiği kadar güçlüdür.
Onların sesi duyulmuyorsa, bizim sesimiz yükselmelidir.