Hasankeyf…
Bir ilçeden çok daha fazlasıdır Hasankeyf.
O, Dicle’nin sessizce taşıdığı binlerce yıllık hatıradır. Kayalara işlenmiş medeniyetlerin, köprülerin, kalelerin, mağaraların ve nice insan hikâyesinin emanetidir.
Hasankeyf’e baktığınızda yalnızca taş görmezsiniz.
Bir tarih görürsünüz.
Bir medeniyet görürsünüz.
Geçmişten geleceğe uzanan büyük bir emaneti görürsünüz.
Dicle Nehri’nin kıyısında yükselen bu kadim şehir, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Her taşında ayrı bir hikâye, her yamacında ayrı bir hatıra sakladı.
Ancak Hasankeyf’in tarihine baktığımızda, onun İslam medeniyetiyle buluştuğu dönemlerin ayrı bir anlam taşıdığını da görürüz.
Ve bugün Hasankeyf’in ufkunda yükselen Selahaddin Eyyûbî Camii, işte bu büyük medeniyet hafızasının günümüze taşınan anlamlı bir sembolüdür.
SELAHADDİN EYYÛBÎ’NİN ADI, ADALETİN VE İMANIN SEMBOLÜDÜR
Selahaddin Eyyûbî denildiğinde akla yalnızca bir hükümdar gelmez.
Akla adalet gelir.
Akla merhamet gelir.
Akla tevazu gelir.
Akla İslam’ın savaşta dahi insan onurunu koruyan anlayışı gelir.
Kudüs’ün fethinde gösterdiği merhamet, onun tarihteki yerini yalnızca bir komutan olarak değil, aynı zamanda büyük bir devlet ve gönül insanı olarak belirlemiştir.
İşte bugün onun adını taşıyan bir caminin Hasankeyf’te yükselmesi, bana göre sadece bir ibadethanenin yapılması değildir.
Bu cami, geçmişle bugün arasında kurulmuş manevi bir köprüdür.
Beyazlar içerisinde yükselen minareleriyle Selahaddin Eyyûbî Camii, Dicle’nin kıyısında adeta gökyüzüne uzanan bir dua gibidir.
Minarelerinden yükselen ezan sesi, yalnızca insanları namaza çağırmayacak;
aynı zamanda bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve hangi değerleri gelecek nesillere bırakmamız gerektiğini hatırlatacaktır.
BEYAZ DUVARLARIN ARDINDA BÜYÜK BİR MANEVİYAT VAR
Bir caminin değeri yalnızca kubbesiyle, minaresiyle, taşlarıyla ölçülmez.
Asıl değer, o kapıdan giren insanın gönlünde başlar.
Çünkü cami;
zenginin de fakirin de aynı safta durduğu,
makam sahibinin de sıradan vatandaşın da omuz omuza namaz kıldığı,
insanların dünya nimetlerinden sıyrılıp Allah’ın huzurunda eşitlendiği yerdir.
Secde eden başların makamı yoktur.
Allah’ın huzurunda herkes kuldur.
İşte İslam’ın büyüklüğü de buradadır.
Selahaddin Eyyûbî Camii’nin beyazlığı bana yalnızca mimari güzelliği değil, aynı zamanda temizliği ve safiyeti hatırlatıyor.
Beyaz…
Temizliğin rengidir.
Beyaz…
Masumiyetin rengidir.
Beyaz…
Gönül huzurunun rengidir.
Ve o beyaz kubbenin altında edilen duaların, Hasankeyf’in kadim tarihine yeni bir manevi sayfa açacağına inanıyorum.
DİCLE AKACAK, EZAN SESİ YÜZYILLAR BOYU YAŞAYACAK
Tarih boyunca nice hükümdarlar geldi, nice devletler kuruldu.
Nice insanlar doğdu ve hayatını tamamladı.
Nice yapılar zaman içerisinde yıkıldı.
Ama imanla yükselen eserlerin anlamı başka olur.
Çünkü taş eskir, insan fanidir; fakat güzel bir amel ve güzel bir eser, insanların gönlünde yaşamaya devam eder.
Bugün Selahaddin Eyyûbî Camii’ne baktığımda bunu düşünüyorum.
Belki bizler bir gün bu dünyadan göçüp gideceğiz.
Ama bu caminin minarelerinden yükselen ezanlar devam edecek.
Çocuklar burada Kur’an öğrenecek.
Yaşlılar burada dua edecek.
Gençler burada saf tutacak.
Anne ve babalar evlatlarını namaza getirecek.
Ve belki yıllar sonra bir çocuk, caminin avlusunda başını kaldırıp minarelere bakarak:
“Bu camiyi kim yaptı?”
diye soracak.
İşte o zaman bugünün insanlarına düşen görev anlaşılacak.
Çünkü bizler yalnızca bugünü değil, yarını da inşa ediyoruz.
HASANKEYF BİR EMANETTİR
Hasankeyf’e sahip çıkmak yalnızca taşına, toprağına sahip çıkmak değildir.
Hasankeyf’in tarihine, kültürüne, inancına ve medeniyet hafızasına sahip çıkmaktır.
Bu kadim topraklar bize atalarımızdan miras kalmadı.
Bize emanet edildi.
Bizden sonra gelecek nesillere bırakılmak üzere emanet edildi.
Bu nedenle Hasankeyf’in her taşı, her eseri ve her manevi değeri korunmalı; tarih ile modern hayat birbirine düşman değil, birbirinin tamamlayıcısı olarak görülmelidir.
Selahaddin Eyyûbî Camii de bu anlayışın güzel örneklerinden biridir.
Geçmişin ruhunu geleceğin insanına taşıyan bir eser…
SON SÖZÜM ŞUDUR…
Ben Hasankeyf’e baktığımda yalnızca bir tarih şehri görmüyorum.
Ben burada Dicle’nin sesinde geçmişi, kayaların sessizliğinde medeniyeti, caminin minarelerinde ise geleceğe yükselen bir duayı görüyorum.
Selahaddin Eyyûbî’nin adını taşıyan bu güzel cami, inşallah yalnızca taş ve kubbeden ibaret kalmaz.
Bir ilim yuvası olur.
Bir kardeşlik kapısı olur.
Bir huzur mekânı olur.
Bir dua durağı olur.
Ve en önemlisi, gönülleri Allah’a bağlayan bir merkez olur.
Rabbim bu camide kılınacak bütün namazları, okunacak bütün Kur’anları ve edilecek bütün duaları kabul eylesin.
Bu eserin yapılmasında emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
Hasankeyf’in kadim taşlarına tarih, Selahaddin Eyyûbî Camii’nin minarelerine ise ezan yakışır.
Dicle akmaya devam etsin…
Hasankeyf tarihini anlatmaya devam etsin…
Ve Selahaddin Eyyûbî Camii’nin minarelerinden yükselen ezan sesi, bu kadim coğrafyada kıyamete kadar iman, kardeşlik ve huzurun sesi olsun.
Kalemimden dökülen son cümle ise şudur:
Tarih taşlarda yaşar, medeniyet eserlerde konuşur, iman ise ezanla gönüllere ulaşır.
Hasankeyf bizim tarihimiz, Selahaddin Eyyûbî Camii ise bu tarihin gönüllerimize bırakılmış yeni bir duasıdır.
Hasan Mesut EKMEN – Gazeteci Yazar / BörüTürk Batman Temsilcisi